Keramet sahibi olmak

Sual: Keramet sahibi kimse, yaptığımız bazı yanlışları görebiliyor. Mesela, cünüp gezdiğimizi, yalan söylediğimizi veya hangi namazı kılmadığımızı anlayabiliyormuş. Adamın biri, yolda bir kadına bakıyor, sonra, Hazret-i Osman’ın yanına uğruyor. Hazret-i Osman, (Gözünde zina işareti var) diyor. O kişi, (Nereden biliyorsun? Peygamberlik sona ermedi mi?) diye sorunca, Hazret-i Osman, (Müminin firasetinden sakının, çünkü mümin, Allahü teâlânın nuruyla bakar) hadis-i şerifini bildiriyor. Şimdi o adam, ne kadar mahcup olmuştur. Allah, evliya zatlara niye keramet verip başkalarının ayıplarını gösteriyor?
CEVAP
Önce şunu bilmek gerekir. Sâlih kullarına, keramet, firaset ihsan eden, her şeyi bilen ve her şeyin en iyisini yapan Allahü teâlânın, hâşâ, yanlış bir şey yapabileceğini düşünmek çok tehlikelidir.

Allahü teâlâ, hikmetsiz, faydasız bir şey yaratmaz. Yarattıklarında çok hikmet vardır. Mesela, evliya zatların kerametiyle gayrimüslimler hidayete kavuşabilir. Bunun örnekleri çoktur. Müslümanların ise imanlarının kuvvetlenmesine vesile olur.

Harika denilen olağanüstü bir olay, peygamberden meydana gelirse (Mucize), evliya zattan meydana gelirse (Keramet), sâlih müminden meydana gelirse (Firaset), fâsık veya bid’at ehlinden meydana gelirse (İstidrac), kâfirden zuhur ederse (Sihir, büyü) denir.

Allahü teâlâ, Müslümanlara veya gayrimüslimlere çeşitli kabiliyetler vermiştir. Kiminin sesi güzeldir, kimi pehlivandır. Kimi çok zekidir, kiminin on parmağında on marifet vardır. Kabiliyetsizin, kabiliyetli olanı, mesela sesi çirkin olanın, (Allah falancaya niye güzel ses verdi?) diye, Allah'ı sorgulaması yanlış olur.

Kimi, insan sarrafıdır. Bir bakışta, kimin yalancı, kimin doğru, kimin hırsız olduğunu anlayabilir. Mesela Seyyid Abdülhakîm Efendi hazretlerinin babası Seyyid Mustafa Efendi, bir kimsenin, hangi namazı kılmadığını, yüzünden anlardı. (S. Ebediyye)

Cünüp gezenin yanında rahmet melekleri olmaz. Evliya zatlar, bir kimsenin yanında rahmet melekleri olmadığını görünce, onun cünüp olduğunu anlarlar, hattâ kötü kimseleri hayvan şeklinde görürler. O kimsenin yüzüne vurmadan cünüp gezmenin zararı anlatılıp böylece onun iyi şeyler yapmasına sebep olmak yanlış görülmemelidir.

İnsanlara verilen bu özellikler, kiminin kabiliyetleri sayesindedir, kiminin de, haramlardan kaçıp ihlasla ibadet ettikleri içindir. Böyle insanları kabiliyetlerinden dolayı suçlamak, kabiliyeti yaratanı suçlamaya sebep olmamalıdır.

Allahü teâlâ günahları örtüp, ceza vermekte acele etmediği için, günaha alışan kişiye, yaptıkları normal gelir, âhiretteki cezasını düşünemez. Kul kerametle ikaz edilince gafletten uyanır. (Evliya günahımı bildiğine göre, Allahü teâlâ elbette bilir. Allah, beni her an görüyor, nasıl günah işlerim?) diye düşünerek tevbe eder. O kadar mahcubiyetle büyük felaketten kurtulmuş olur. Sualdeki kimse, Hazret-i Osman’ın ikazıyla bir daha harama bakmamıştır. Dünyadaki ufak bir musibete âhirette büyük mükâfat vardır.

Mucizeler de, insanların hidayete kavuşması için meydana gelir. Mesela Resulullah'ın amcası Abbas, Bedir Savaşı’nda esir alınınca, serbest bırakılması için fidye istenmişti, (Benim param yok) demişti. Resulullah efendimiz, amcasına, (Sen hanımına, Ben geri dönemezsem, falanca yere şu kadar altın sakladımdemiştin) buyurunca, amcası, (Sana bunu kim söyledi?) dedi. (Rabbim söyledi) buyurdu. Bu mucize ile, amcasının yalanı ortaya çıkıp mahcup olmuşsa da, peygamberlerden sonra insanların en üstünleri olan Eshab-ı kiramdan olma şerefine kavuşup çok büyük hizmetler yapmasına sebep oldu. Kerametler de, kiminin hidayetine, kiminin de hidayetinin artmasına, imanının kuvvetlenmesine sebep olmaktadır. Bu bakımdan kerametleri, Allahü teâlânın bir lütfu, bir rahmeti olarak görmeli, keramet sahibi zatları suçlamamalıdır.

Evliyanın kerametine inanmamak
Sual: Bazı kimseler, evliyada meydana gelen, keşif ve kerametlere inanmıyor. Böylelerine ne denebilir?
Cevap:
Evliyanın keşif ve kerametlerine inanmayanlar, aslında Müslümanların evliyaya olan itimatlarını yıkmaya çalışmaktadırlar. Halbuki, bu davranışlar çok çirkin ve haksızdır. Çünkü, bir âyet-i kerimede mealen; (Çok zikrediniz. Zikretmekle kalp itminana kavuşur) buyuruldu. Hadîs-i şerifte; (Allah sevgisinin alameti, Onu çok zikretmektir) buyuruldu. Hadîs âlimleri; “Resûlullah, her an zikrederdi” buyurdu. İşte bunun için bu ümmetin büyükleri çok zikrederdi. Böylece, İslâmiyetin bu emrini de yerine getirmeye çalışırlardı. Çok zikredince, mübarek kalpleri itminana kavuşurdu. (Her derdin şifası vardır. Kalbin şifası, zikrullahtır) ve (Takvanın kaynağı, ariflerin kalpleridir) hadîs-i şeriflerinin haber verdiği gibi, kalp hastalığından, günahlardan kurtuldular. Allahü teâlânın sevgisine kavuştular. İşte takva sahibi olan, kalpleri temiz olan, Allahü teâlânın çok sevdiği bu büyük âlimler diyorlar ki:

“Çok zikrederken, dünyayı, her şeyi unutuyoruz. Kalbimiz ayna gibi oluyor. İnsan uykuda, her şeyi unutunca, rüya gördüğü gibi kalplerimizde bir şeyler görünüyor.” Bu gösterilenlere Keşif, Mükâşefe, Şühûd isimlerini veriyorlar. Böyle olduğunu, her asırda binlerle evliya haber veriyor.

Çok zikretmek ibadettir. Çok zikredenleri Allahü teâlâ sever. Bunların kalpleri, takva kaynağı olur. Bunları Kitap ve Sünnet haber veriyor. Bunlara inanmayan, Kitaba ve Sünnete inanmamış olur. Kalpte keşif ve şühûd hasıl olduğunu da, Allahü teâlânın sevdiği doğru Müslümanlar haber veriyor. Hadîs-i şerifte; (Çok zikredenin kalbinde nifak kalmaz) buyuruldu. Bunları haber verenler, münafık olmayan, özü, sözü doğru kimselerdir. Keşif ve keramet, böyle kimselerin tevatür hâlindeki haberleri ile bildirilmiştir.

Evet bunlar, Ümûr-i vicdâniyye, Ümûr-i zevkiyyedir. Başkalarına hüccet olamaz. Bunlara inanmak emrolunmadı. Fakat, inanmak yasak da edilmemiştir. Allahü teâlânın sevdiği salih Müslümanların tevatür hâlinde bildirdiklerine inanmak, inanmamaktan daha iyidir. Müslümana hüsn-i zan olunur, haberlerine güvenilir. İbadetlerde bile, sözlerine güvenilir. “İnkâr eden, mahrum olur” sözü, meşhurdur.