« Ana sayfaya git

Merak Ettiğiniz Bütün Dini Konular


Ana Sayfa > Mezhep ve mezhepsizlik  >  Mezhep taklidi rahmettir  >  Oruçta mezhep taklidi
Oruçta mezhep taklidi

Her Müslümanın ibadet yaparken ve haramdan sakınırken, kendi mezhebi âlimlerinin, (Fetva böyledir), (En iyisi budur), (En doğru söz budur) gibi bildirdiklerine uyması lâzımdır. Kendi arzusu ile yaptığı bir şey, buna uymasına mâni olur ve bu mâni' olmanın önlenmesinde (harac), meşakkat bulunursa, kendi mezhebinde doğru olduğu bildirilen başka bir söze uyması lâzımdır. Böyle de yapamazsa, Hanefi mezhebinde bulunan kimse, Hanefi mezhebindeki âlimlerin fetva olarak seçilmemiş zayıf sözlerine uyarak, işini görür. Böyle kurtuluş yolu da bulamazsa, diğer üç mezhepten birini taklid ederek, yani bir mezhebe uyarak o işi yapar.

Bir ibadeti yaparken, başka mezhebi taklid etmek için, kendi mezhebine göre yapmakta harac, meşakkat bulunması lâzımdır. Meşakkat, zorluk yok iken, taklid edilmez. Bir farzın yapılmasına mâni veya haram işlemeğe sebep olanı önlemenin meşakkatli, güç olmasına (Harac) denir.

(Ni'met-i islâm)da şöyle yazıyor: (Bir Hanefinin kendi mezhebine göre yapamadığı bir işi yapabilmesi için Şafiî mezhebini taklid etmesinde bir beis yoktur. (Bahrürrâık) ve (Nehrülfâık)da da böyle yazılıdır. Fakat bu işi yaparken, Şafii mezhebinin şartlarını da yerine getirmesi lâzımdır. Harac olmadan ve şartlarını yapmadan taklid ederse, buna (Müleffık) denir ki, kolayları arayıp toplayıcıdır.

Hanefide câiz olmayan bir şeyi, Şafiide veya Malikide câiz olduğu için, zarûret ve harac olmadan yapamaz. Meselâ sağlam olanın veya kaplama dişi olduğu için, Maliki mezhebini taklid eden Hanefinin, derisinden kan akınca veya idrar kaçırınca, abdest alması lâzımdır.

İbni Âbidîn diyor ki, (Hasta, hastalığının artmasından veya iyi olmasının gecikmesinden yahut şiddetli ağrı gelmesinden veya hasta bakıcı, hastalanarak, onlara bakamayıp helâk olmalarından korkar ise, oruç tutmayıp sonra kaza eder. Sağlam kimse, hasta olacağını çok zan ederse ve nehir temizlemek gibi iş yaparken veya devletin emri ile çalışırken, çok sıcak veya soğuk tesiri ile helâk olacağını ve [kimsesiz olup hiçbir yerden yardım görmeyen] kadın [nafakasını kazanmak için] çamaşır yıkamak ve yemek pişirmek ile helâk olacağını, çok zan ederek anlarsa, oruç tutmaması ve niyetli orucu bozması câiz olur, başka zaman kaza eder.

Oruç kazası, arka arkaya olduğu gibi, ayrı ayrı günlerde de, bir gün için, bir gün oruç tutmaktır. Aralıklı tutarken, araya başka Ramazan gelirse, önce Ramazanı tutar. İhtiyâr olup, ölünceye kadar Ramazan orucunu veya kazaya kalmış oruçlarını tutamayacak kimse ve iyi olmasından ümit kesilen hasta, gizli yemelidir. Zengin ise, her gün için bir fıtra, yani beşyüzyirmi dirhem [binyediyüzelli gram] buğday veya un veya kıymeti kadar altın veya gümüş para, bir veya birkaç fakire verir. Ramazanın başında veya sonunda toptan hepsi bir fakire de verilebilir. Fidye verdikten sonra kuvvetlenirse, Ramazan oruçlarını ve kaza oruçlarını tutar. Fidye vermeden ölürse, iskât yapılması için vasiyet eder. Fakir ise, fidye vermez. Dua eder. Böyle ihtiyâr ve hasta, sıcak veya soğuk mevsimde tutamıyorsa, uygun gelen mevsimde kaza eder. Oruç tutunca, namazı ayakta kılamayan kimse, oruç tutar ve namazı oturarak kılar.

Oruç kefareti için, bir köle âzâd edilir. Köle âzâd edemeyen, ard arda, altmış gün oruç tutar. Altmış gün sonra, tutmadığı her gün için, birer gün daha tutar. Devamlı hasta veya çok yaşlı olup, altmış gün kefaret orucunu tutamaz ise, altmış fakire bir gün taam ibaha eder. Yani doyurur. Aç olan altmış fakiri, bir günde iki kere doyurmak lâzımdır. Hepsinin aynı günde yemeleri şart değildir. Bir fakiri her gün iki defa doyurmak üzere altmış gün veya her gün bir defa doyurmak üzere yüzyirmi gün yedirmek de olur. Yahut, altmış fakirin her birine, yarım sâ' [bin yediyüz elli gram] buğday veya un veya bir sâ' arpa, kuru üzüm, hurma temlik eder. Bunların kıymeti kadar ekmek, başka mal veya altın, gümüş vermek veya bunları bir fakire altmış gün devamlı vermek de câiz olur. Köle satın alabilecek kimsenin oruç tutması, oruç tutabilenin de fakirleri doyurması câiz değildir. Fakir olan hasta ve ihtiyâr, zengin olunca doyurur. Kefaret yaparken niyet etmek lâzımdır. (Tam İlmihâl Seâdeti Ebediyye)

 
Geri dön
 

Türkçe | English | Français | Azəricə

[ Normal Siteyi Göster ]

www.dinimizislam.com