Günün Sohbeti

Peygamberlerin gönderilmesi

Sual: Peygamberler gönderilmeseydi, insanlar Allahü teâlâyı akılları ile bulup tanıyabilirler miydi?

Cevap: İmam-ı Rabbani hazretleri Mektûbât kitabının birinci cild 266. mektupta buyuruyor ki: İmanın dördüncü şartı, Peygamberlere inanmaktır. Allahü teâlâ, kullarına acıdığı için, Peygamberler “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” gönderdi. Eğer bu büyük insanlar gönderilmeseydi, yolu şaşırmış olan insanlara, Onu ve sıfatlarını kim bildirirdi? Beğendiklerini, beğenmediklerinden kim ayırabilirdi? İnsan aklı, noksan olduğu için, o büyüklerin davet nuru ile aydınlanmadıkça bunları bilemez ve ayıramaz. Anlayışımız tam olmadığı için, bu büyüklerin izinde gitmedikçe, bunları anlamakta şaşırır ve aldanırız. Evet akıl, doğruyu eğriden ayırmağa yarayan bir elettir. Fakat, tam olmayan bir elettir. O büyüklerin daveti ile, haber vermeleri ile tamam olmaktadır. Ahiretin azabı, sevabı, bu davet ve haberden sonra olur.

[Akıl göz gibidir. İslâmiyet de ışık gibidir. Yani, insanın aklı, gözü gibi zayıf yaratılmıştır. Gözümüz karanlıkta göremiyor. Allahü teâlâ, görme aletimizden istifade edebilmemiz için güneşi yarattı. Güneşin ve çeşitli ışık kaynaklarının nuru olmasaydı, gözümüz işe yaramaz, tehlikeli cisimlerden, yerlerden kaçamaz, faydalı şeyleri bulamazdık. Evet, gözünü açmayan veya gözü bozuk olan, güneşten faydalanamaz. Fakat, bunların güneşe kabahat bulmağa hakları olmaz.

Aklımız da, yalnız başına maneviyatı, faydalı, zararlı şeyleri anlayamıyor. Allahü teâlâ, aklımızdan faydalanmamız için, Peygamberleri, İslâmiyet ışığını yarattı. Peygamberler “aleyhimüssalâtü vesselâm”, dünyada ve ahirette rahat etmek yolunu bildirmeseydi, aklımız bulamaz, işe yaramazdı. Tehlikelerden, zararlardan kurtulamazdık. Evet, İslâmiyete uymayan veya aklı az olan kimseler ve milletler Peygamberlerden faydalanamaz. Dünyada ve ahirette tehlikelerden, zararlardan kurtulamaz. Fen vasıtaları, mevkii, rütbe, para ne kadar bol olursa olsun, Peygamberlerin gösterdiği yolda gitmedikçe, hiçbir fert, hiçbir insan mesut olamaz. Ne kadar neşeli, sevinçli görünseler de, içleri kan ağlamaktadır. Dünyada da, ahirette de rahat ve mesut yaşayanlar ancak, Peygamberlere uyanlardır. Şunu da bilmelidir ki, rahata, saadete kavuşmak için, Müslümanım demek, Müslüman görünmek yetişmez. Müslümanlığı iyi öğrenmek, onu doğru anlamak ve yapmak, ona uymak lâzımdır]. (Mektûbât Tercemesi s. 363)