Yolumuzun esası nedir?

Sual: Ehl-i sünnet yolunun esası nedir?
CEVAP
Merhum Enver abimiz, bu konuda şöyle bildirmişti:
Merhum Hocamız, (Biri size “Hocanızın yolu nedir?” diye sorarsa, Faideli Bilgiler kitabının “Din adamı bölücü olmaz” kısmının 45. maddesinde, Muhammed Masum hazretlerinin nasihatleri var, bizim yolumuzun esası anlatılmaktadır) buyurmuşlardı.

O kısmın özeti şöyledir:
İslamiyet’e uymayan ve sapık yola kaymış olanla [bid’at sâhibi ile ve fâsıkla] arkadaşlık etmeyin! Bid’at sâhibi olan din adamlarının yanlarına yaklaşmayın! Yahya bin Muâz-ı Râzî “kuddise sirruh” (Üç kimseden kaçın. Yanlarına yaklaşmayın) buyurdu. Bu üç kimse, gâfil, sapık din adamı, zenginlere yaltaklık eden hâfız ve dinden haberi olmayan tarîkatçılardır. Din adamı olarak ortaya çıkan bir kimse, Resulullah'ın “sallallahü aleyhi ve sellem” sünnetine [İslamiyet’e] uymazsa, ondan kaçmalı, yanına yaklaşmamalı, kitaplarını almamalı, okumamalı. Onun bulunduğu köyde bile bulunmamalı. Ona ufak yakınlık, insanın dinini yıkar. O, din adamı değil, sinsi bir din düşmanıdır. İnsanın dinini, îmânını bozar. Şeytandan da çok zararlıdır. Sözü yaldızlı ve pek tesirli olsa da ve dünyayı sevmiyor görünse de, namaz kılsa da, yırtıcı hayvanlardan kaçar gibi, ondan kaçmalı.

İslâm âlimlerinden Cüneyd-i Bağdâdî “kuddise sirruh” buyurdu ki:
(İnsanı se’âdet-i ebediyyeye kavuşturacak tek bir yol vardır. O da, Resulullah’ın izinde bulunmaktır. Ehl-i sünnet âlimlerinin “rahmetüllahi teâlâ aleyhim ecma’în“ yazdığı tefsir kitaplarını okumayan ve hadis-i şeriflerin gösterdiği yolda olmayan din adamına uymayın! Çünkü İslam âlimi, Kur’ân-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin gösterdiği yolda olur. Selef-i sâlihîn, doğru yolda idiler, sâdık idiler. Allahü teâlânın sevgisine, rızasına kavuşmuşlardı. Onların yolu, Kur’ân-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin gösterdiği yol idi. Her asırda bulunan tasavvuf büyükleri ve fıkıh âlimleri, Selef-i sâlihînin, yani Ehl-i sünnet âlimlerinin yolunda idi. Hepsi İslamiyet’e bağlı idi. Resulullah'a “sallallahü aleyhi ve sellem” vâris olmakla şereflenmişlerdi. Sözlerinde, işlerinde ve ahlâklarında, İslamiyet’ten kıl kadar ayrılmamışlardı.)

Resulullah’a uymakta gevşek olanları, Ahkâm-ı İslâmiyye’den, yani Onun ışıklı yolundan ayrılanları din adamı sanmayın! Onların yaldızlı sözlerine ve ateşli yazılarına aldanmayın! Yahudiler, Hristiyanlar ve Budist, Brehmen denilen Hint kâfirleri ve mezhepsizler, tatlı ve yanık sözlerle, hileli mantıklarla, kendilerinin doğru yolda olduklarını, insanları iyiliğe, saadete çağırdıklarını bildiriyorlar. Ebû Amr bin Necîd buyurdu ki:
(Kendisiyle amel olunmayan ilmin, sâhibine zararı, faydasından daha çoktur.)

Bütün saadetlerin yolu İslamiyet’e uymaktır. Kurtuluş yolu, Resulullah’ın izinde olmaktır. Hak ile bâtılı ayıran alâmet, Resulullah’a “sallallahü aleyhi ve sellem” uymaktır. Onun dinine yani Ahkâm-ı İslâmiyye’ye uymayan her söz, her yazı ve her iş kıymetsizdir. Hârika, açlıkla ve riyazet çekmekle hâsıl olur. Yalnız Müslümanlara mahsus değildir. Abdullah ibni Mübarek “rahmetüllahi aleyh” buyurdu ki:
(Müstehabları yapmakta gevşek davranan, sünnetleri yapamaz. Sünnetleri yapmakta gevşeklik de, farzların yapılmasını zorlaştırır. Farzlarda gevşek davranan da, mârifete, Allahü teâlânın rızasına kavuşamaz.) Bunun içindir ki, hadis-i şerifte, (Günah işlemek, insanı küfre sürükler) buyuruldu.

Evliyanın büyüklerinden Ebû Sa’îd Ebülhayr’a, (Filanca kimse su üstünde yürüyor, ne dersiniz?) dediler. (Bunun kıymeti yoktur. Ördek ve kurbağa da suda yüzer) dedi. (Filan adam havada uçuyor) dediler. (Sinek ve çaylak da uçuyor. Sinek kadar kıymeti var) dedi. (Filan kimse, bir anda bir şehirden başka şehre gidiyor) dediler. Şeytan da, bir solukta doğudan batıya gidiyor. Böyle şeylerin dinimizde kıymeti yoktur. Mert olan, herkesin arasında bulunur. Alışveriş yapar, evlenir. Fakat bir an Rabbini unutmaz) buyurdu.

Cüneyd-i Bağdâdî’nin talebesi olan ve Evliyanın büyüklerinden Ebu Ali Rodbârî’ye (Çalgı dinleyen bir din adamı, (Kalbim temizdir. Sen kalbe bak diyor.) Buna ne dersin dediklerinde, (Onun gideceği yer Cehennemdir) buyurdu. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Bid’at sahipleri Cehenneme gidecektir.)

(Bid’at ortaya çıkaran ve bunu yapana şeytan çok ibadet yaptırır, onu çok ağlatır.)

(Allahü teâlâ, bid’at işleyenin oruçlarını, namazlarını, haclarını, umrelerini, cihatlarını, farzlarını ve nâfile ibadetlerini kabul etmez. Bunlar, yağdan kıl çıkar gibi İslam’dan çıkarlar.)
[Bu hadis-i şerif, dinde reform yapan, din adamlarının zuhur edeceklerini bildirmektedir.]

Şeyh ibni Ebî Bekr Muhammed bin Muhammed Endülüsî, (Me’âric-ül-hidâye) kitabında diyor ki:
(Doğruyu tanı, doğru ol! Kâmil insanın her işi, düşünceleri, sözleri, ahlâkı, Resulullah’a “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” tam uygun olur. Çünkü bütün saadetlere, Ona uymakla kavuşulur. Ona uymak, İslamiyet’e yapışmak demektir).

Resulullah’a “sallallahü aleyhi ve sellem” uymak nasıl olur? Bazıları şöyledir:
Günah işleyince, hemen tevbe etmelidir. Gizli işlenen günahın tevbesi gizli olur. Açık işlenmiş günahın tevbesi açık olur. Tevbeyi geciktirmemeli. (Kirâmen kâtibîn) melekleri, günahı hemen yazmaz. Tevbe edilirse, hiç yazılmaz. Tevbe edilmezse yazılır. Cafer bin Sinan “kuddise sirruh” buyurdu ki:
(Günaha tevbe etmemek, bu günahı yapmaktan daha fenadır.) Hemen tevbe etmeyen de, ölmeden önce tevbe etmeli. Vera ve takvayı elden bırakmamalı. (Takva), açıkça yasak edilmiş olan şeyleri, (Vera), şüpheli şeyleri yapmamaktır. Yasak edilenlerden sakınmak, emr olunanları yapmaktan daha faydalıdır. Büyüklerimiz buyurdu ki:
(İyiler de, kötüler de, iyilik yapar. Fakat yalnız sıddıklar, iyiler, günahtan sakınır.)

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kıyamette, Allahü teâlânın huzuruna kavuşanlar, vera ve zühd sahipleridir.)

(Vera ehliyle birlikte bulunmak ibadet, onunla konuşmak sadaka vermek gibi sevabdır.)

(Nefse sükûnet ve kalbe ferahlık veren iş, iyi iştir. Nefsi azdıran, kalbe heyecan veren iş günahtır.)

(Helâl olan şeyler belli. Haramlar da bildirilmiştir. Şüpheli olanlardan kaçınız. Şüphesiz bildiklerinizi yapınız!)

(Elini göğsüne koy! Helâl şeyde kalb sakin olur. Haram şeyde çarpıntı olur. Şüpheye düşersen yapma! Din adamları fetva verseler de yapma!)

Bütün ibadetlerini, iyiliklerini kusurlu bilmeli. Allahü teâlânın emirlerini tam yapamadığını düşünmeli. Ebu Muhammed Abdullah bin Menâzil “kuddise sirruh” buyurdu ki:
(Allahü teâlâ çeşitli ibadetleri bildirdi. Sabrı, sıdkı, namazı, orucu ve seher vakitleri istigfar etmeği buyurdu. İstigfarı en sonra söyledi. Böylece kula, bütün ibadetlerini, iyiliklerini kusurlu görüp, hepsine af ve mağfiret dilemesi lâzım oldu.)

Cafer bin Sinan “kuddise sirruh” buyurdu ki:
(İbadet ve iyilik yapanların, kendilerini, günah işleyenlerden üstün görmeleri, onların günahlarından daha fenadır.)

Kendinin ve çoluk çocuğunun nafakasını helâlden kazanmak için çalışmalı. Muhammed bin Salim hazretlerine: Çalışıp kazanalım mı, yoksa yalnız ibadet yapıp tevekkül mü edelim dediklerinde, (Tevekkül etmek, Resulullah’ın hâlidir. Çalışıp kazanmak da, Onun “sallallahü aleyhi ve sellem” sünnetidir. Çalışıp da tevekkül ediniz) buyurdu. Ebu Muhammed bin Menâzil, (Çalışıp da tevekkül etmek, bir yere çekilip ibadet yapmaktan hayırlıdır) buyurdu.

Yiyip içmekte adâleti, yani orta hâlde olmağı gözetmeli. Gevşeklik verecek kadar çok yememeli. İbadet yapamayacak kadar da, perhiz etmemeli. Evliyanın büyüklerinden Şâh-i Nakşibend “kuddise sirruh” hazretleri buyurdu ki, (İyi ye, iyi çalış!) Sözün kısası, ibadet ve iyilik yapmaya yardımcı olan her şey, iyi ve mübarektir. Bunları azaltanlar da, yasaktır. Her iyi işte, niyete dikkat etmeli. İyi niyet olmadıkça, o işi yapmamalı.

İslamiyet’e uymayanlardan, bid’at ve günah işleyenlerden uzlet etmeli, yani bunlarla görüşmemeli. Hadis-i şerifte buyuruldu ki,
(Hikmet, on kısımdır, dokuzu uzlette, biri de, az konuşmaktadır.)

Böyle insanlarla zaruret kadar görüşmeli. Vakitleri, çalışmakla, zikir, fikir ve ibadetle geçirmeli. Eğlenecek zaman, öldükten sonradır. Sâlih, temiz ve Ehl-i sünnet olan Müslümanlarla görüşmeli, onlara faydalı olmalı ve onlardan faydalanmalı. Ehl-i sünnet olmak, dört mezhepten birinde olmak demektir. Lüzumsuz, faydasız sözlerle, zamanları zayi etmemeli.

[Zararlı kitapları, gazeteleri, internet sitelerini okumamalı, böyle radyoları, televizyonları dinlememeli, seyretmemeli. İslâm düşmanlarının kitapları, gazeteleri, radyoları, televizyonları, dini, İslamiyet’i yok etmek için sinsice çalışıyor. Gençleri, dinsiz, ahlâksız yapmak için, plânlar kuruyorlar. Bunların tuzaklarına düşmemeli.]

İyi, kötü, herkese, güler yüz göstermeli. [Fitne çıkarmamalı. Düşman kazanmamalı. Hâfız-ı Şîrâzî’nin, (Dostlara doğru söylemeli, düşmanları güler yüzle ve tatlı dil ile idare etmeli) sözüne uymalı.] Af dileyenleri affetmeli. Herkese karşı iyi huylu olmalı. Kimsenin sözüne karşı gelmemeli. Münakaşa etmemeli. Herkese yumuşak söylemeli, sert söylememeli. Şeyh Abdullah Bayal “kuddise sirruh” buyurdu ki:
(Tasavvuf, namaz, oruç ve geceleri ibadet etmek demek değildir. Bunları yapmak her insanın kulluk vazifesidir. Tasavvuf, insanları incitmemektir. Bunu yapan maksada kavuşur.)

Evliyanın, başka insanlardan nasıl ayırt edilebileceğini, Muhammed bin Salim “rahmetüllahi teâlâ aleyhim ecmaîn” hazretlerinden sordular. (Sözlerinin yumuşak olması, huylarının güzel olması, yüzünün güler olması, ihsanının bol olması, konuşurken itiraz etmemesi, özür dileyenleri affetmesi ve herkese merhametli olmasıyla anlaşılır) buyurdu. Ebu Abdullah Ahmed Makkarî buyurdu ki:
(Fütüvvet demek, gücendiğin kimseye iyilik etmek, sevmediğine ihsanda bulunmak ve sıkıldığın kimseye güler yüzlü olmaktır.)

Az konuşmalı, az uyumalı ve az gülmeli. Kahkahayla gülmek, kalbi karartır. Çalışmalı, fakat karşılığını Allahü teâlâdan beklemeli. Onun emirlerini yapmaktan zevk duymalı. Yalnız Ona güvenince, O, her dileği ihsan eder. Hadis-i şerifte buyuruldu ki,
(Allahü teâlâ yalnız Ona güvenenin her dilediğini verir ve bütün insanları buna yardımcı yapar.)

Yahya bin Mu’âz-ı Râzî buyurdu ki:
(Allahü teâlâyı sevdiğin kadar, herkes seni sever. Allahü teâlâdan korktuğun kadar herkes senden korkar. Allahü teâlâya kulluk ettiğin miktarda, herkes sana yardımcı olur). Kendi çıkarlarının arkasında koşma! Ebu Muhammed Abdullah Râşî “rahmetüllahi teâlâ aleyh” buyurdu ki, (Allahü teâlâ ile insan arasında olan en büyük perde, kendi nefsini düşünmesidir ve kendisi gibi âciz olan bir kula güvenmesidir. İnsanların değil, Allahü teâlânın sevgisine kavuşmağı düşünmeli.) Âileye ve çocuklarına karşı tatlı dilli ve güler yüzlü olmalı. Onların haklarını yerine getirecek kadar aralarında bulunmalıdır. Onlara bağlanmak, Allahü teâlâdan yüz çevirecek kadar olmamalı.

Din işlerinde, câhil ve fâsık olan din adamlarına danışmamalı. Mezhepsizlerle ve dünyaya düşkün olanlarla birlikte bulunmamalıdır. Her işte, sünnete uymalı, bid’atten sakınmalı. Neşeli zamanlarda, İslamiyet’in dışına taşmamalı. Sıkıntılı anlarda, Allahü teâlâdan ümit kesmemeli. Her güçlük yanında kolaylık bulunduğunu unutmamalı. Neşede ve sıkıntıda hâli değişmemeli, varlıkta ve yoklukta aynı hâlde olmalı. Hattâ yokluktan rahatlık duymalı, varlıkta sıkılmalı. Olayların değişmesi, insanda değişiklik yapmamalıdır.

Kimsenin ayıbına bakmamalı, kendi ayıplarını görmeli. Kendini hiçbir Müslümandan üstün bilmemeli. Ehl-i sünnet olan yani dört mezhepten birinde olan her Müslümanı kendinden üstün tutmalı. Her Müslümanı görünce, kendi saadetinin, onun duasını almakta olabileceğine inanmalı. Kendinde hakkı bulunanların kölesi gibi olmalı. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Üç şeyi yapan Müslümanın îmânı kâmildir: Âilesine hizmet etmek, fakirler arasında oturmak [dilenciler arasında değil!] ve hizmetçisi ile birlikte yemek.)

Bu üç şeyin, müminlerin alâmeti olduğu Kur’an-ı kerimde bildirilmiştir. Selef-i sâlihînin hâllerini öğrenmeli, onlar gibi olmaya çalışmalı. Kimseyi gıybet etmemeli. Gıybet yapana mâni olmalı. [İşitince incineceği şeyi, arkasından söylediği zaman, sözü doğru ise, gıybet olur. Yalan ise iftira olur. Her ikisi de, büyük günahtır.] Emr-i maruf ve nehy-i anil-münker yapmayı âdet edinmeli. Muhammed bin Alyân’a “rahmetüllahi teâlâ aleyh”, Allahü teâlânın razı olduğu nasıl anlaşılır dediklerinde, (Taat etmek tatlı ve günah işlemek acı gelmesinden anlaşılır) buyurdu. Fakir olmaktan korkarak, cimrilik yapmamalı. Şeytan, insanları fakir olursun diyerek ve fuhşa sürükleyerek aldatır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Âilesi çok, rızkı az olup, namazlarını doğru kılan ve Müslümanları gıybet etmeyen, Kıyamette benim yanımda olur.)