İbadeti gizlemek

Sual: Nâfile ibadetleri teşvik için, farzlar gibi açıktan yapmak uygun olur mu?
CEVAP
Riya yani gösteriş korkusu yoksa, teşvik maksadıyla nâfile ibadetleri açıktan yapmak caiz olur. Riya tehlikesi varsa yahut riyaya yol açabilecekse, nâfile ibadetleri gizli yapmalıdır.

İslam âlimleri, (Bir hayrın yapılmasına yol gösteren, onu yapan gibidir) hadis-i şerifine göre, sadakayı açıktan vermenin, iyiliği açıkça yapmanın iki kat sevab olduğunu bildirmiştir. Biri, sadaka sevabı, ikincisi ise, başkalarını teşvik etmek sevabıdır. Bir hadis-i şerif:
(Sadakayı gizli vermek, açıktan vermekten efdaldir, ancak örnek olmak, teşvik etmek için açıktan verilen sadaka, gizli sadakadan efdaldir.) [Deylemî]

Riya endişesi olursa sadakayı gizli vermek daha sevabdır. (Yâ Resulallah, hangi sadaka daha faziletlidir?) diye sorulunca, (Az maldan gizli verilen sadaka) buyurup, (Eğer sadakayı açık verirseniz güzel olur, gizli verirseniz sizin için daha hayırlıdır) mealindeki âyeti okudu. (Taberanî)

İmam-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: Farzlar yapılırken araya riya karışmaz. Nâfile ibadetlerde ise, gösteriş çok olur. Bunun için, zekâtı açıktan vermek gerekir. Nâfile olan sadakayı gizli vermeli ki, böylece kabul olma ihtimali fazla olur. (2/82)

Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Gizli sadaka daha iyidir.) [Bekara 271]

(Rabbinize yalvararak, gizli, sessiz dua edin!) [Araf 55]

(Rabbini içinden zikret!) [Araf 205]

Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
(Allah’ı gizlice zikredin!) [İbni Mübarek]

(Hafaza meleklerinin işitmediği zikir, işittikleri zikirden 70 kat daha kıymetlidir.) [Beyhekî]

(Kıyamette, Allahü teâlânın himaye ettiği yedi kişiden biri, sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyecek kadar sadakayı gizli verendir.) [Buhârî]

(Gizli verilen sadaka, Allah’ın gazabını söndürür.) [Beyhekî]

(Sadakayı gizli vermek, iyilik hazinesidir.) [Taberanî]

(En üstün sadaka, gizli verilendir.) [Taberanî]

(Gece kılınan namazın, gündüz kılınan namaza göre üstünlüğü, gizli verilen sadakanın, açıktan verilen sadakaya olan üstünlüğü gibidir.) [Taberanî]

(Farzlar hariç, evde kılınan namaz, mescidimde kılınandan üstündür.) [İ. Âbidin]

(Farzlar hariç, evde kılınan namaz daha hayırlıdır.) [Buhârî]

(Tenhada kılınan nâfile namazın sevabı, açıkta kılınandan 25 kat daha fazladır.) [İ. Ahmed]

(Kur’anı âşikâre okuyan, âşikâre sadaka veren gibi, gizli okuyan da gizli sadaka veren gibidir.) [Tirmizi]

 

İbâdetleri göstermekten utanmak

İbâdetleri başkalarına göstermekden hayâ etmek, utanmak câiz değildir. Hayâ yani utanmak, günâhları, kabâhatleri göstermemeye denir. Bunun için, Kur''ân-ı kerîm okumaktan, namaz kılmaktan, oruç tutmaktan, haramlardan sakınmaktan, Allahü teâlânın dinine hizmet etmekten ve bunları yaparken başkalarının görmesinden çekinmek, utanmak câiz değildir. (Hayâ îmândandır) hadîs-i şerîfinde bildirilen hayâ, kötü, günâh şeyleri göstermekten haya etmek, utanmak demektir. Hâris el Muhâsibî hazretleri;

"Hayâ, Allahü teâlânın beğenmediği kötü huylardan vazgeçmektir" buyurmuştur. Mü''minin, önce Allahü teâlâdan hayâ etmesi lâzımdır. Bunun için, ibâdetlerini ihlâs ile yapmalıdır. Hadîs-i şerifte:

(Başkalarına gösteriş için namâzını güzel kılan, yalnız olduğu zamân böyle kılmayan, Allahü teâlâyı tahkîr etmiş olur) buyuruldu. Ziyâeddîn Nurşînî hazretleri:

"Eğer insan, bir çocuktan utandığı kadar Allahü teâlâdan utansa, o kimseden ilâhî emirlere zıt bir hareket zuhûr etmez" buyurmuştur.

"İbâdetlerini ihlâs ile yap!" İbâdet, Allahü teâlânın rızâsına kavuşmak için yapılır. Başkasının muhabbetine, ihsânına kavuşmak için yapılan ibâdet, ona tapınmak olur. Allahü teâlâya ihlâs ile ibâdet etmemiz emrolundu. Hadîs-i şerîfte:

(Allahü teâlânın birliğine îmân edenden ve namâzı ve zekâtı ihlâs ile yapandan Allahü teâlâ râzı olur) buyuruldu.

Resûlullah efendimiz, Mu''âz bin Cebel hazretlerini, Yemen''e vâli olarak gönderirken:

(İbâdetlerini ihlâs ile yap. İhlâs ile yapılan az amel kıyâmet günü sana yetişir) buyurmuştur. Abdullah ı Ensârî hazretleri buyurdu ki: "Öyle zaman olur ki, Allahü teâlâ bir kulunu ibâdetleri ile meşgûl eyler. O ibâdetler, o kulun azıtmasına sebep olur. Yâni kibir ve ucba kapılmasına yol açar. Yine öyle zaman olur ki, o kulunu bir işe, bir günâha düşürür. O günâhı sebebiyle kul o kadar üzülür ki, bu üzülmesi o kimsenin hidâyetine sebep olur. Hâline bakıp gafletten uyanır. Tövbe ve istigfâr eder. Bu her iki durumda da atılgan olmamalıdır. Allahü teâlâ, cesâret ve atılganlıkla günâh işleyip de; "O bizi affeder" diyen kullarını sevmez. Günâhları küçük görmekten daha zararlı bir şey yoktur. Günâhların küçüklüğünü değil de, kimin koyduğu yasakları çiğnemekte olduğunu düşünüp, hayâ etmelidir." Ali Havâs Berlisî hazretleri de; "Dünyâda Allahü teâlâdan hayâ edenleri, Allahü teâlâ kıyâmet gününde azarlamaktan ve onlara gazab etmekten hayâ eder" buyurmuştur.

"Arslandan korkmadın mı?"

Amr bin Utbe hazretleri, Tâbiîn döneminde yetişen evliyâdandır. Bir gazâda O da bulunmuştu. Bir nöbet esnâsında, nöbeti arkadaşlarına devredip namaza durur. Bu sırada bir arslan kükremesi işitilir. Herkes telâşa kapılıp, sağa sola kaçmaya başlar. Amr bin Utbe hazretleri, kendinden geçmiş bir vaziyette namazına devâm eder. Arslan, O''nun etrâfında dolaşıp bir şey yapmaz. Sonra arkadaşları; "Arslandan korkmadın mı?" deyince O; "Allahü teâlânın dışında başka bir şeyden korkmaktan Allahü teâlâya karşı hayâ eder, utanırım" diye cevap vermiştir. İsmâil Ankaravî hazretlerine, hayâ yani utanmakla alakalı bir suâl arzedilince, cevaben buyurur ki: "Bir gün Peygamber efendimiz Eshâbına buyurdu ki: "Eshâbım! Allahü teâlâdan tam bir şekilde hayâ ediniz." Eshâb ı kirâm; "Yâ Resûlallah! Biz zaten Allahü teâlâdan, hayâ eder utanırız" dediler. Bunun üzerine Peygamber efendimiz buyurdu ki: "Hayâ bu değildir. O kimse ki Allahü teâlâdan tam bir şekilde hayâ eder. Gözünü, kulaklarını ve diğer uzuvlarını haramlardan, bâtınını ve edep yerini haram ve zinâdan korur, ölümü hatırlar, âhireti diler, dünyânın süs ve zînetlerini terk eder ise, hakîkatte bu kimse Allahü teâlâdan hayâ etmiştir." Hayâ güzel bir huydur ki dînimizce iyi olduğu bildirilmektedir." Bişr-i Hâfî hazretlerinin, kendisine tövbe nasib olduğu zaman ayağında ayakkabısı yoktu. Daha sonra da hiç ayakkabı giymedi. Kendisine bunun sebebi sorulduğu zaman; "Allahü teâlâya tövbe ettiğim, günâh işlememeye söz verdiğim zaman yalın ayaktım. O zaman giymediğim ayakkabıyı şimdi giymeye hayâ ederim" cevabını vermiştir.

"Kul hayâ ederse..." Ebû Süleymân Dârânî hazretleri; "Kul, Allahü teâlâdan hayâ ederse, Allahü teâlâ onun ayıplarını örtüp, insanlardan gizler, hatâlarını affeder. Kıyâmet günü hesâbını kolay eyler" buyurmuştur. Abdülkâdir Geylânî hazretleri ise; "Allahü teâlâdan hakkıyla hayâ ediniz. Gaflette olmayınız. Zamânınız, zâyi olup gidiyor. Hâlbuki siz, yiyemeyeceğiniz şeyleri toplamak, ulaşamayacağınız şeylerin peşinde koşmak, oturamayacağınız binâları kurmakla meşgûl oluyorsunuz. Bütün bunlar size, Rabbinizin huzûrunda hesap vermek için duracağınızı unutturuyor" buyurmuştur.

Dünyâ nimetleri geçicidir. Ömürler ise, pek kısadır. Bunları ele geçirmek için dînini vermek, ibadetleri terk etmek ve haramlara dalmak ahmaklık ve hayâsızlıktır. Yûsuf bin Hüseyin hazretleri: "Allahü teâlânın kendilerini her an görmekte olduğunu bilen insanlar, O''nun kendilerini görmekte olduğunu düşünerek, O''ndan ve emirlerinden başka şeye iltifat etmekten hayâ ederler" buyurmuştur.

İslam ve Toplum
İslam ve Toplum
📻 11:10 Canlı Yayın
🔄 15:10 Tekrar
İlahiyatçı-Yazar Osman Ünlü hoca canlı yayında sorularınıza cevap veriyor.