Sual: Doğrunun meydana çıkması için, tartışmak faydalı değil mi?
CEVAP
Hayır, tartışarak kimseyi ikna etmek mümkün olmaz. Ayrıca, hiçbir tartışma iki tarafı da memnun etmez. Bir taraf karşı tarafı yenerse, karşı taraf yenildiği için üzülür. Onun için, (Tartışma dostun dostluğunu azaltır, düşmanın düşmanlığını artırır) buyurmuşlardır. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:
(Münakaşa etmeyen ve kimseyi incitmeyen Müslüman Cennete girer.) [Tirmizi]
(Konuşurken itiraz etmeyene veya haklı olduğu halde münakaşayı terk edene, Cennette bir köşk verilir.) [Taberani]
(Haklı da olsa, münakaşayı terk etmeyen, hakiki imana kavuşamaz.) [İbni Ebi-d-dünya]
(Mücadelede ısrar edeni Allahü teâlâ sevmez.) [Buhari]
(Mücadele ve münakaşayı terk edin, çünkü iki taraftan birinin söylediği yanlıştır. Neticede iki taraf da günaha girer.) [Ramuz]
Sadece yanlış söyleyen değil, haklı olan da, tartıştığı için günaha girmiş oluyor. Hakkı açıklamak niyetiyle de olsa, başkalarını mağlup etmek için yapılan münazaralar [tartışmalar] zararlıdır. Bir kimsede tartışmada galip gelme sevgisi, hakkı karşısındakinin ağzından duymaktan daha sevimli gelirse, her kötülüğün içine girmiş demektir. İçki içmekle diğer günahları işlemek arasında muhayyer bırakılan kişi, içkiyi hafif görüp içerek, diğer günahları da işlediği gibi, tartışmayı kazanma arzusu, diğer kötülüklere sebebiyet verir. Hadis-i şerifte, (Hitabeti kuvvetli ve tartışmacı olan, faydalı amelden mahrum kalır) buyurulmuştur.
Tartışmanın zararlarından bazılarını bildirelim:
1- Tartışma hasede yol açar: Tartışan, karşısındakinin, ilmine kıskançlık duyar, onu çekemez. Bu da hasede yol açar. Bir hadis-i şerif meali:
(Hased, ateşin odunu yediği gibi, hasenatı [iyilikleri, sevabları] yer.) [İbni Mace]
Tartışmanın galibi de, mağlubu da zarardadır. Mağlup olana, (Galip gelene maşallah) dense, galip geleni çekemez. Galip gelen de, kendini üstün görmeye başlar. (Falanca, bana ne numaralar çekti, ama yemedim, pes demeye mecbur kaldı) der, kendini üstün görmeye çalışır. Bu ise felakettir. Bir hadis-i şerif meali:
(Allahü teâlâ, kibirleneni alçaltır, tevazu edeni yükseltir.) [Taberani]
2- Hakkı küçük görmeye sebep olur: Tartışmacı, kendini üstün görme hastalığından kurtulamaz. Hep kendisinin hâkim olmasını, bir toplantıda hep kendisinin konuşmasını ister. (Gerçeklerin gizli kalmaması, ortaya çıkması için konuşuyorum) der. Karşı tarafın veya başkalarının bildirdiklerine önem vermez, haklı delillerini küçük görür. Bu da kibre yol açar. Bir hadis-i şerif meali:
(Hakkı küçük görmek kibirdendir.) [İ.Gazali]
3- Kin tutmaya yol açar: Tartışmacının düşüncesi kabul görmezse, karşısındakine kin besler, bazen ömür boyu onu affetmez. Kin imana da zarar verir. Bir hadis-i şerif meali:
(Mümin kinci olmaz.) [İ. Gazali]
4- Zarara sevinmeye sebep olur: Tartışmacı, muhatabının yenilerek kötü duruma düşmesine sevinir. Hâlbuki sâlih kimse, kendisinin değil, karşı tarafın haklı çıkmasını ister. Bir hadis-i şerif meali:
(Kendisi için istediğini, din kardeşi için istemeyen kâmil mümin olamaz.) [Buhari]
5- Övünmeye sebep olur: Tartışmacı galip gelirse, kendini övmekten kurtaramaz. (Şu delilleri getirerek onu susturdum) diye kendini över. Hâlbuki, (Çirkin olan doğru, kişinin kendini övmesidir) denilmiştir. Allahü teâlâ da kendimizi övmekten bizi men eder. Bir âyet-i kerime meali:
(Elbette Allah, kendini beğenip övünen hiç kimseyi sevmez.) [Lokman 18]
Arkadaşını mağlup etmekle övünülen bir cemiyette, kardeşliğin tesisi mümkün olur mu? Övünmek, başkasını hakir, aşağı görmekten ileri gelir. Hâlbuki bir hadis-i şerif meali:
(Din kardeşini hakir görmek, insana kötülük olarak yeter.) [Müslim]
6- Kusur araştırmaya sebep olur: Tartışmacı, karşıdakinin gizli kusurlarını araştırmaktan kendini alamaz. Nerede ne demiş diye araştırır. Hâlbuki Allahü teâlâ, başkalarının kusurlarını araştırmayı yasaklamıştır. Tartışmacı, onun bedenî kusurlarını ima ile de olsa söyler. Mesela gözlüklüyse, (Bu gerçekler gözlükle görülmez, gerçeği görmek için gözlük yetmez) diyerek onun gözündeki kusurunu, bedenî kusurlarını ilmî noksanlığı için bir sebepmiş gibi gösterir.
7- Gıybete sebep olur: Tartışmacı, karşı tarafın sözlerini başkalarına anlatır. (O şöyle dedi, ben şöyle cevap verdim) diyerek kendini gıybetten kurtaramaz. Her ne kadar sözleri doğru olarak nakletse bile, maksadı onun âcizliğini göstermek olduğu için, o da bu konuşmalardan razı olmayacağına göre, sözleri gıybet olur. Hâlbuki gıybet felakettir. Bir hadis-i şerif meali:
(Kıyamette, sevab defteri açılan bir kimse, “Ben şu ibadetleri yapmıştım, burada yazılı değil” der. “Onlar, silinip gıybet ettiklerinin defterlerine yazıldı” denir.) [İsfehani]
8- Nifaka, riyaya yol açar: Tartışmacı, görünüşte karşıdakine sevgi gösterir. O ise bu sevgisinin yalan olduğunu bilir. Bu, münafıklık alametidir. Tartışmacı başkalarının gözüne, gönlüne girebilmek için bazen demagojiye sapar. Halka yaranmak ve dille sevgi gösterip, kalben bir mümine buğzetmek riyadır. Riya ise felakettir. Bir hadis-i şerif meali:
(Riya küçük şirktir.) [Taberani
9- Hakkı kabul etmemeye sebep olur: Tartışmacının nefret ettiği şey, hakkın karşıdakinin ağzından çıkmasıdır. Hâlbuki hakkı kabul etmemek büyük felakettir. Bir hadis-i şerif meali:
(Allahü teâlânın en sevmediği kimse, hakkı kabul etmemek için inat gösterendir.) [Buhari]
10- İnada sebep olur: İnat, karşımızdakini aşağı görmeye, ondan nefret etmeye, ona düşmanlığa yol açar. Bir hadis-i şerif meali:
(Din kardeşine itiraz etme, [üzücü] şaka yapma ve verdiğin sözden dönme!) [Tirmizi]
Kitap dağıtmanın kıymeti
Sual: Dışarıda verdiğimiz veya sattığımız kitaplardan, parası olmadığı için veya başka sebeple almak istemeyenler olabiliyor. Alsa da herkes okumayabilir. İnternetten okumak insanlara daha kolay geliyor. Dinimizislam sitesinin adresini yazılı olduğu kartvizit ve etiket bastırsak da, suali olanlar sorsun diye kitapların üstüne bu etiketlerden yapıştırsak, kitap veremediklerimize de kartvizitlerden versek uygun olur mu?
Cevap: Ehl-i sünnet itikadından olan herkes bu kitapları alıp dağıtabilir, kitapları alanların okuyup okumaması, kendi tercihleridir. Maksat kitapların dağıtılmasıdır, şahsımız veya bir internet sitesi değildir. Bu internet sitelerinden maksat bu kitapları tanıtmak, bu kitaplara yönlendirmektir. Üstüne internet sitesinin etiketini yapıştırınca, sanki kitapların maksadı siteyi tanıtmakmış gibi ters bir mana çıkar. Suali olan, kitaplarda yazılı olan mail adresine sorabilir. Gerektiğinde, internet sitesi olarak sadece www.hakikatkitabevi.net adresi tavsiye edilebilir. Diğer bütün sitelerimizin maksadı, buraya havale etmek olmalıdır. Maksat ile vasıtayı, yani amaç ile aracı karıştırmamalıdır. Esas hizmet ve Hüseyin Hilmi efendinin (rahmetullahi aleyh) vasiyeti, bizzat kitap dağıtmaktır. Bu zat, vasiyetinde buyuruyor ki:
“Büyük zatların kitaplarından hazırlanan bu kitaplarımızdan her gün birkaç sayfa okursanız feyz alırsınız. Okudukça kalbiniz nurlanır ve okuduğunuzu da anlamaya başlarsınız. Kitaplarımızın dağılmasına yardım eden kardeşlerimi çok seviyor ve onlara dua ediyorum. Yolunu şaşırmış bir kimseyi doğru yola çevirmek, on kâfirin imana gelmesinden daha sevabdır.”
Merhum Enver abimiz de şöyle anlatmışlardı:
“Büyüklerimizin kitapları raflarda beklesin diye yazılmadı. O kadar emek, o kadar zahmet, raflarda garip bir vaziyette beklesin diye sarf edilmedi. Bu kitaplar raflar için değil insanlar içindir. Herkes okusun, dünya ve âhiret saadetine kavuşsun diye yazılmıştır. O büyük zatlar yaşasalardı üzülürlerdi. Madem insanlar şu veya bu sebeple alamıyor, o zaman iş bize düşüyor, onlara hediye olarak biz vereceğiz. Böylece üç sevaba kavuşacağız. Birincisi hediye vermek sevabına kavuşuruz. İkincisi insanları sevindirmek sevabına kavuşuruz. Hediyeyi alan sevinir. Bu da duaya vesile olur, bize dua eder. Üçüncüsü emr-i maruf sevabıdır.”
Bu hususta Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye’de buyuruluyor ki:
“Din-i İslam’ın temeli, imanı, farzları ve haramları öğrenmek ve öğretmektir. Allahü teâlâ Peygamberleri bunun için göndermiştir. Gençlere bunlar öğretilmediği zaman İslamiyet yıkılır, yok olur. Allahü teâlâ Müslümanlara emr-i maruf yapmayı emrediyor, yani benim emirlerimi bildiriniz, öğretiniz diyor. Nehy-i anil-münker emrediyor. Yani yasak ettiğim haramları bildiriniz ve yapılmasına razı olmayınız diyor.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Birbirinize Müslümanlığı öğretiniz. Emr-i marufu bırakısanız Allahü teâlâ en kötünüzü başınıza musallat eder ve dualarınızı kabul etmez.)
(Bütün ibadetlere verilen sevap, Allah yolunda gazaya verilen sevaba göre deniz yanında bir damla su gibidir. Gazanın sevabı da, emr-i maruf ve nehy-i anilmünker sevabı yanında denize nazaran bir damla su gibidir.)
İbni Âbidin hazretleri de, (Fıkıh âliminin Müslümanlara sağladığı fayda sevabı, cihad sevabından çoktur) buyuruyor.” (s. 35)
“Temin etmesi farz olan nafakayı fıkıh âlimleri üçe ayırmışlardır. Birincisi, bedeni ve ruhu besleyen gıda ve hastalıklardan koruyan devalardır. Ruhun ve kalbin gıdası ve devası, ilimdir. İslam ilimleri ikiye ayrılır: Din bilgileri ve fen bilgileri… Din bilgileri, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitabından öğrenilir. Bunlardan iman ve fıkıh bilgileri, her yerde vardır. Elhamdülillah, Hakikat Kitabevi, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını bol bol bastırıp, bütün dünyaya göndermektedir. Bu kitaplar kalblere, ruhlara gıda olmakta, İslam bilgilerini doğru olarak her yere yaymaktadır.” (s. 588)
Sual: İslâm dininin doğru olarak öğrenilmesi ve bu bilgilerin insanlara ulaştırılması konusunda, kadın, erkek her Müslüman sorumlu mudur?
Cevap: Bu konuda İmâm-ı Rabbânî hazretleri Mektûbât kitabının 1. cilt, 193. mektubunda buyuruyor ki:
“Bugün Müslümanlar kimsesiz kaldı. Din düşmanları her taraftan saldırıyor. Bugün, İslâma hizmet için bir lira vermek, başka zaman verilen binlerce liradan daha çok sevaptır. İslâma yapılacak en büyük hizmet, Ehl-i sünnet kitaplarını alıp, gençlere dağıtmakla olur. Hangi talihli kimseye bu hizmeti nasip ederlerse, çok sevinsin, çok şükretsin. İslâma hizmet etmek her zaman sevaptır. Fakat, İslâmın zayıf olduğu, yalanlarla, iftiralarla, Müslümanlık yok edilmeye çalışıldığı bu zamanda, Ehl-i sünnet itikadını yaymaya çalışmak, kat kat daha çok sevaptır. Resûlullah efendimiz, Eshâb-ı kiramına karşı buyurdu ki:
(Siz öyle bir zamanda geldiniz ki, Allahü teâlânın emirlerinden ve yasaklarından onda dokuzuna uyup, onda birine uymazsanız, helak olursunuz, azap görürsünüz! Sizden sonra, öyle bir zaman gelecek ki, o zaman, emirlerin ve yasakların yalnız onda birine uyan kurtulacaktır.)
Hadis-i şerifte bildirilen zaman, işte bu zamandır. Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını, sözlerini yaymak için, keramet sahibi olmak, âlim olmak şart değildir. Her Müslümanın bunu yapmak için uğraşması lazımdır. Fırsatı kaçırmamalıdır. Kıyamette her Müslümana, bunu soracaklar, İslâma niçin hizmet etmedin diyeceklerdir. Özür, bahane, kabul edilmeyecektir. Peygamberler, insanların en üstünleri iken, hiç rahat oturmadı. Allahü teâlânın dinini yaymak için, gece gündüz uğraştılar. Bu yolda çalışırlarken, Allahü teâlâ da, bunlara yardım eder, mucize yaratırdı. Bizim de, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını, sözlerini yaymamız ve Müslümanlara iftira edenlerin, yalancı olduklarını, gençlere, dostlara bildirmemiz lazımdır. Bu yolda malı, kuvveti, mesleği ile çalışmayanlar, azaptan kurtulamayacaklardır. Bu yolda çalışırken, sıkıntı çekmeyi büyük saadet, büyük kazanç bilmelidir. Peygamberler, Allahü teâlânın emirlerini bildirirken, çok sıkıntı çekerlerdi. Onların en üstünü olan Muhammed aleyhisselam;
(Benim çektiğim eziyet gibi, hiçbir Peygamber eziyet görmedi) buyurdu.”
Sual: İnsanları sıkıntıya sokacak, anlamaları zor olan veya fitneye sebep olacak olan nasihatleri yapmak, dinimizce uygun olur mu?
Cevap: Fitneye sebep olacak nasihati yapmamalıdır. Gücü, kuvveti, salahiyeti olan nasihat etmez ise, Müdahene olur ki, haramdır. Gücü yettiği halde, fitne çıkarmamak için nasihat etmezse, Müdara denir ki, caiz olur. Hatta müstehab olur. Güç kullanmak, devlet adamlarının vazifesidir. Alay edenlere, zarar yapacaklara nasihat verilmez. Nasihat, birinin yüzüne karşı olmamalı, umumi olarak, ortadan söylemelidir. Hiç kimse ile münakaşa etmemelidir. Resûlullah efendimize biri geldi. Onu uzaktan görünce;
(Kabilesinin en kötüsüdür) buyurdu. Odaya girince, gülerek karşılayıp, iltifat eyledi. Gidince, hazret-i Aişe, sebebini sordu.
(İnsanların en kötüsü, zararından kurtulmak için yanına yaklaşılmayan kimsedir) buyurdu. O, Müslümanların başında bulunan bir münafık idi. Müslümanları onun şerrinden korumak için müdara buyurdu. Fıskı, fuhşu, zulmü açık, yani herkes arasında yayılmış olanı başkalarına söylemek Gıybet olmayacağı ve şerrinden korunmak için müdârâ câiz olduğu buradan anlaşılmaktadır. Künûz kitabındaki hadîs-i şerifte;
(İnsanlara müdara için gönderildim) buyuruldu.
Dini ve dünyayı korumak için dünyalık vermeye Müdara denir. Dünyalık ele geçirmek için dini vermeye ise Müdahene denir. Tatlı dil ile iyilik ve hatta yalan söyleyerek gönül almak, dünyalık vermek olur. Müslümanların, gizli yaptıkları büyük günahlarını görünce, örtmek lazımdır. Başkalarına söylerse, Kazf olur. Zan ile, iftira ile söylemek ise, daha büyük günahtır.