Kıymetsiz yazılar

Sual: Kıymetsiz Yazılar kitabına niye kıymetsiz deniyor?
CEVAP
Bu kitabın birinci kısmı İmam-ı Rabbani hazretlerinin, ikinci kısmı ise oğlu Muhammed Masum hazretlerinin Mektubat’ından seçilen çok kıymetli ifadelerdir. Bu cümleler alfabetik olarak dizilmiştir. Her cümlenin sonuna alındığı cildin ve mektubun sıra numaraları yazılmıştır. Merhum hocamız, bunları hazırladıktan sonra, Seyyid Abdülhakim Arvâsî hazretlerine okuyunca, çok takdir edip, (Bu nadide eserin ismi “Kıymetsiz Yazılar” olsun, bunun kıymetine karşılık olabilecek bir şey bulunabilir mi?) buyurmuştur. Bu kıymetli kitap, (0212) 523 45 56 nolu telefondan ve www.hakikatkitabevi.com ile dinimizislam.com sitelerinden sipariş edilebileceği gibi, bu sitelerden ücretsiz okunabilir, indirilebilir ve sesli olarak da dinlenebilir.

Sual: Kıymetsiz Yazılar diye bir kitaptan bahsediliyor. Bu kitapta ne gibi bilgiler vardır?
CEVAP
Bu kitap, İmam-ı Rabbani hazretlerinin Mektubat’ından alınmış yazılardır. Kıymetsiz demek, kıymet biçilemeyen, demektir. Bu yazılarından bazılarını bildirirsek kitabın mahiyeti hakkında az da olsa bilgi edinilmiş olur. [Bu kıymetli kitap, www.hakikatkitabevi.com adresinden okunabilir ve temin edilebilir.]

O kıymetli sözlerden bazıları şöyledir:

* Melekler, Allah için bir araya gelen bir-iki kişinin bulunduğu yere imrenirler.

* Ayakların zinası, dinimizin haram kıldığı yerlere gitmek. Gözlerin zinası, İslamiyet’in yasakladığı haramlara bakmaktır.

* Hak teâlânın düşmanlarından kaçındığı için Hazret-i İbrahim’in şânı yüksek olmuştur.

* Hazret-i Ebu Bekir, (Asıl idrak, kendinin aczini bilmektir) buyurdu.

* İhsan her yerde övülmeye değer. Akraba ve komşuya yapılırsa daha iyidir.

* Kabiliyet, Allahü teâlânın ihsanıdır.

* İstikamet [her işte doğruluk], kerametten üstündür.

* İslamiyet o derece garip olmuştur ki, küfür yobazları, açıkça, küfür ahkamını, İslam beldelerinde yapmaya razı olmayıp, İslam’ın hükümlerinin tamamen sona ermesini, Müslümanlardan ve müslümanlıktan eser kalmamasını isterler.

* İslam garip olmuştur ve gittikçe de daha çok garip olur. Yeryüzünde Allah diyen kimse kalmaz.

* Eshab-ı kiram, evliyalığın en yüksek tabakasındadır.

* Eshab-ı kiramın tamamı, sohbetin bereketiyle, ölmeden önce ölmek şerefine kavuşmuştur. Eshab-ı kiramın nefsleri, Peygamberimizin sohbetinde heva ve hevesten, kin ve düşmanlıktan temizlendi.

* Eshab-ı kiramın hepsi âdildir. Rivayette, tebliğde hepsi birdir. Birinin rivayeti, diğerinin rivayetinden üstün değildir.

* Eshab-ı kiramın hepsi, Cennet ile müjdelenmiştir.

* Eshab-ı kiramın birini kötülemek, dini kötülemek olur. Eshab arasındaki savaşlar, düşmanlıktan dolayı değil, ictihad yüzünden idi. İctihadda hataya da sevap verilir. Eshab-ı kiram sohbet bereketiyle kemale ulaştı. Bu ümmetin evliyasının hepsinden üstün oldu.

* İbadetlerin kabulü, ihlasa bağlıdır. Beden ile salih amel işlemeden, kalb selameti davası bâtıldır.

* Zenginlerin sohbetine rağbet etmeyiniz! Zaruretsiz onlar ile düşüp kalkmayınız!

* Allahü teâlâya olan muhabbetin kadar, halk sana muhabbet eder. Senin Allahü teâlâdan korkun kadar, halk da senden korkar. Allahü azze ve celle ile meşguliyetin her ne kadar olursa, halk da senin emrinde o kadar meşgul olur. Tamamen Hak teâlâya dön ve başkalarından yüzünü çevir. Nefsin seni meşgul etmesin. Allahü teâlânın fazlından başkasına itimat etme.

* İlahi, dostlarını öyle kıldın ki, onları bilen seni bulur, seni bulmayan onları bilmez.

* Elem, üzüntü, ayrılık ve musibet, madem ki Allahü teâlânın irade ve takdiriyledir. Ona razı olmak lazımdır.

* Enbiya günahtan masum, evliya mahfuzdur [korunmuştur.] İnsanın kıymeti, himmeti kadardır. [Himmet, gayret demektir.]

* İnsanın izzeti, iman ve marifet iledir. Mal ve mevki ile değildir.

* Evlada hizmet, babasına hizmettir. Evlâd-ı işânın [evliya zâtın çocuklarına] hizmetini kendine saadet bileler. Evliyanın elbisesini edeple giymenin faydası çoktur.

* Çoluk-çocuğu memnun etmek için, günaha razı olmak akılsızlıktır.

* Ehl-i beyt sevgisinin son nefes için pek çok faydası vardır. Bid’at ehlinin en kötüsü Eshab-ı kirama buğzedenlerdir.

* Doğruyu söylemek acı gelir. Arkadaşının hatasını görüp de, onu ikaz etmemek dostluğa sığmaz.

* Dert ve bela, günahların çok affedildiğini gösterir. Günahların çok olduğunu göstermez.

* Resulullahın Ahmed ismi, Muhammed isminden efdaldir.

* Dinin yasakladığı her hakikat, zındıklıktan başka bir şey değildir.

Kıymetsiz yazılar kitabındaki hadis-i şeriflerden üçünün meali şöyledir:

(Amellerin efdali, mümini sevindirmektir.)

(Ömer’in bütün sevapları, Ebu Bekir’in bir sevabı kadardır.)


Cebrail aleyhisselam, (İstediğin gibi yaşa, muhakkak öleceksin. İstediğini sev, muhakkak ondan ayrılacaksın. İstediğini yap, muhakkak karşılığını göreceksin) buyurmuştur.

Hüseyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:

İlk tahsîlimi, baba yerim olan İstanbulda, Eyyûb sultânda, Reşâdiyye nümûne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Askerî lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur’ân-ı kerîm ve din dersleri kaldırıldı. Allahü teâlânın, sevgili Peygamberimizin ve islâm âlimlerinin ismleri söylenmez oldu. Hiçbir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları yüksek, olgun tanıyor, çok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddesâtıma saldıranları görünce, hayâl kırıklığına uğradım. Îmân ile küfr arasında bocaladım. Küçük aklımla düşünerek, müslimânlık olarak öğrendiğim bütün bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin fâideli, iyi, kıymetli olduğunu görüyor, bunları fedâ edemiyordum. Altı sene, bu iki te’sîr altında sarsıldım. Birkaç sene önce, berâber oruc tutduğumuz, nemâz kıldığımız arkadaşlarım, öğretmenlerin ve gazetelerin iftirâlarına aldanarak, ibâdetden vazgeçdiler. Yalnız kalmak, beni dahâ da üzdü. Acabâ haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. Düşüncelerimde, îmânda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağçeye çıkdım. Gökyüzü yıldızlarla dolu idi. Eyyûb sultânın, ya’nî Hâlid bin Zeydin türbesine karşı, Halîcin ışıklı dalgaları, sanki bana, üzülme, sen haklısın diyorlardı. Hıçkırarak ağladım. (Yâ Rabbî! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İslâm bilgilerini öğrenmek istiyorum. Beni, din düşmanlarına aldanmakdan koru!) diye yalvardım. Allahü teâlâ, bu ma’sûm ve hâlis düâmı kabûl buyurdu. Kerâmetler, hârikalar hazînesi, ilm deryâsı Abdülhakîm efendi, önce rü’yâda, sonra câmi’de karşıma çıkdı. Beni, cezb etdi. Eczâcı mektebinde talebe iken, Bâyezîd câmi’i şerîfinde va’zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh öğretdi. Çok kitâb okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arabî ve fârisî öğretdi. (Emâlî kasîdesi)ni, (Hâlid-i Bağdâdî dîvânı)nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar fâideli idi ki, çok def’a, sabâhdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri hâtırladığım ânlar, hayâtımın en zevkli dakîkaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar askerî tıbbiyye mektebinde müzâkereci iken, hem kimyâ yüksek mühendisliğine devâm etdim, hem de o islâm âliminin va’zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki küfr pislikleri temizlendi. İslâmiyyetin dünyâ ve âhıret se’âdeti için, biricik kaynak olduğunu anladım. Önceleri, büyük sandığım kimseleri, islâm âlimlerinin büyüklükleri yanında, çocuk gibi gördüm.