Sual: İmam-ı Gazâlî hazretlerinin, Abdülkadir-i Geylânî hazretlerinin ve başka âlimlerin kitaplarının tercümeleri piyasada satılıyor. Hattâ güvendiğimiz bazı radyo, TV ve gazetelerden de reklamı yapılıyor. Bunları tavsiye eder misiniz?
CEVAP
Bir şeyin reklamının yapılması, o yayın kuruluşunun o ürünü tavsiye ettiğini göstermez. Reklam ayrı bir konudur.
Dinimizi doğru olarak öğrenmek için, çok kitap okumak yerine, doğru olan bir tanesini çok okumak gerekir. Tercüme kitapların hemen hepsinde yanlışlıklar, şahsi düşünceler bulunmaktadır. Özellikle o dildeki deyimlerin Türkçe’deki karşılıkları bilinmediği için kelime kelime aynen tercüme ediliyor ve büyük yanlışlıklara sebep oluyor. Ne kadar doğru tercüme edilse de, asıl okumamız gereken kitapların okunmasına mâni olur.
İbni Teymiyye çok âlimdi. Fakat ilim ehlince, (Allahü teâlânın, sapıtmasına ilmini sebep kıldığı kimse) diye anıldı. Demek ki, sadece ilim yetmiyor. Bir rehberi olmadan ilim öğrenmek, doğru yolu buldurmuyor. Bir başka husus da, 14 asırdır gelen binlerce İslam âliminin on binlerce kitabı var. O zamanların şartlarına, insanların hâllerine ve dar-ül-islama göre yazılmıştı. O kitaplarda binlerce kavil var. Hangisine göre amel edilecek? Ama müftabih olan kavilleri bildiren kitabı okumak yeterli olur.
İlim ehli bir zat, (Şimdiye kadar binden fazla kitap okudum. Keşke bunun yerine Tam İlmihal’i bin kere okusaydım) demişti. Bu kıymetli kitapta bir Müslüman için lazım olan her bilgi mevcuttur.
Fıkıh ve ilmihâl
Sual: Fıkıh kitabıyla, ilmihâl kitabı aynı şey midir?
CEVAP
İmam-ı a’zam hazretleri, (Fıkıh, lehine ve aleyhine olanı bilmektir) buyuruyor. Fıkıh ilmi, ef’al-i mükellefini yani, bedenle yapılması ve sakınılması gereken emirleri, yasakları ve mubahları öğretir. Fıkıh bilgisi dörde ayrılır: 1- İbadet bilgileri [namaz, oruç, zekât, hac, cihat bilgileri], 2- Münakehat [evlenme, boşanma, nafaka ve dalları], 3- Muamelat [alışveriş, kira, şirketler, faiz, miras bilgileri], 4- Ukubat [hırsızlık, gasp, katillik gibi suçlara verilen cezalar].
İlmihâl bilgileri içinde fıkıh bilgileri olduğu gibi; tefsir, kıraat, hadis, kelam, tasavvuf gibi diğer din ilimleri; mantık, münazara, fizik, kimya, tıp ve astronomi gibi fen ilimleri de bulunur. Fen bilgileri, İslami ilimlerin bir koludur. Bunun için ilmihâli öğrenmek, dinin tamamını öğrenmek olur.
Doğrusunu öğrenmek
Sual: Bir kimsenin çok kitap okuyarak hakkı bâtıldan ayırması kolay olur mu?
CEVAP
Çok kitap okumak veya çok ilim öğrenmekle hakkı bâtıldan ayırmak kolay olmaz, hattâ mümkün olmaz. Birçok kaviller vardır. Hangi kavle uyacağını bilemez. Müftabih kavil budur denilen ilmihalleri okumak gerekir. İkinci bir husus da, mürşid-i kâmile kavuşmamış, onun kitabını okumamış olanın hakkı bâtıldan ayırması mümkün değildir. Bunun için en uygun ilmihal kitabı Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabıdır.
Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından nakli esas aldığı ve içinde yazarına ait düşünce olmadığı için kıymetlidir, çünkü dinimiz nakil dinidir. Muhammed aleyhisselam, Allahü teâlânın bildirdiklerini Eshab-ı kirama bildirdi. Onlar da, Tâbiîne, Tâbiîn de Tebe-i Tâbiîne bildirdi. Bunlar ve talebeleri de, kitaplarına yazdılar. Bu kitapları yazan büyük zatlara (Ehl-i sünnet âlimi) denir.
Kısacası, bu kıymetli eserde, bir Müslümana gereken bütün dînî bilgiler vardır. Hepsi de en kıymetli eserlerden derlenmiştir. Bu kitabı baştan sona dikkatlice okuyan kimse, dinimizin bütün emir ve yasaklarını öğrenir. Dinimiz hakkında yeterli bilgiye sahip olur. Din düşmanlarının hilelerine aldanmaz. Her Müslümanın dinimizi çok iyi bilmesi şarttır. Dinini bilmeyenin dini yok demektir. 1248 sayfalık bu dev eseri, her Müslümanın okuyup, çoluk çocuğuna da okutması gerekir. En güzel hediye, en güzel mirastır. Bu kitap, hakikatkitabevi.com adresinden okunup temin edilebilir. Bu sitede, tamamını sesli dinleme imkânı da mevcuttur.
Sual: Seadet-i Ebediyye kitabını okuyanlar, hep bu kitabı tavsiye ediyor ve siz de tavsiye ediyorsunuz. Peki bu kitabı okuyunca ne oluyor, diğerlerinden ne farkı vardır ki bu şekilde tavsiye edilmektedir?
Cevap: Seadet-i Ebediyye kitabını okuyarak anlayan bahtiyar bir kimse, hem din bilgilerini öğrenir, hem de îmâm-ı Rabbânî hazretlerini tanıyarak, kalbi Ona meyleder, bağlanır. Onun bütün dünyaya saçtığı nurları alıp, olgunlaşmaya, kemale gelmeye başlar da haberi olmaz. Ham bir karpuz, güneşin ışıkları karşısında zamanla olgunlaştığı, tatlılaştığı gibi yetişerek kamil, olgun bir insan olur. Bu dünya ve hayat görüşünde değişiklikler olduğunu hisseder. Hâller, zevkler, tatlı rüyalar görmeye başlar. İmâm-ı Rabbânî hazretlerini, evliyayı, Eshâb-ı kiramı ve Resûlullah efendimizi rüyada görmeye, uyanık iken de ruhlarından istifade etmeye başlar. Nefsi de gafletten kurtulup, namazın tadını duymaya, ibadetlerden zevk almaya başlar. Günahlardan, haram olan şeylerden, kötü huylardan nefret duyar. İyi huylar onun âdeti olur. Herkese iyilik eder. Cemiyete, topluma, millete faydalı olur. Saâdet-i ebediyyeye kavuşur ve başkalarını da kavuşturur.
Hanefi mezhebinin büyük âlimlerinden Seyyid Şerîf Cürcânî hazretleri, Şerh-i mevâkıf, Şerh-ul-metâli' hâşiyesi ve Berîkada buyurduğu gibi, evliyanın suretleri, öldükten sonra da talebesine, sevenlerine görünüp feyiz verirler. Fakat, bunları görebilmek ve ruhlarından feyiz alabilmek kolay değildir. Ehl-i sünnet itikadını ve ahkâm-ı islâmiyyeyi, kitaplardan öğrenmek ve öğrendiklerine uymak ve evliyayı sevmek, saygılı olmak lâzımdır. Merec-ül-bahreynde deniyor ki:
“Tasavvuf büyüklerinin hepsi, Ehl-i sünnet idi. Bidat sahiplerinden hiçbiri, Allahü teâlânın marifetine yaklaşamamıştır. Vilâyet nurları, bunların kalplerine girmemiştir. Amelde ve itikatta olan bidatin zulmeti, vilâyet nurunun kalbe girmesine mâni olur. Kalp, bidat pisliklerinden temizlenmedikçe ve Ehl-i sünnet itikadı ile süslenmedikçe, hakikat güneşinin ışıkları oraya giremez. O kalp, yakîn nuru ile aydınlanamaz.”
Sual: İnananlar ve inkâr edenler arasındaki mücadele asırlardır devam etmektedir. Peki böyle bir durumda doğru olan din bilgilerine nasıl ulaşılacaktır?
Cevap: İslam dininin inançlarını, emirlerini ve yasaklarını doğru olarak bildiren binlerle kıymetli kitap yazılmış, bunların çoğu yabancı dillere çevrilerek, her memlekete yayılmıştır. Bu doğru kitapları yazan İslam âlimlerine Ehl-i sünnet âlimi denir. Buna karşılık, yalnız kendi zevklerini düşünen, kısa görüşlü kimseler ve mevki ile, para ile, İngilizlere satılmış olan ahmaklar, her zaman, İslam’ın faydalı, feyizli ve ışıklı yoluna saldırmış, Ehl-i sünnet âlimlerini lekelemeye, İslam dinini değiştirmeye, Müslümanları aldatmaya uğraşmışlardır. Müslümanlar ile dinsizler arasındaki bu mücadele her asırda olmuş ve kıyamete kadar da olacaktır. Cenâb-ı Hak, böyle olmasını ezelde irade buyurmuştur.
Ehl-i sünnet alimleri, bütün bilgilerini Eshâb-ı kirâmdan öğrendiler. Eshâb-ı kirâm da, Resulullah efendimizden aldılar. Eshâb-ı kirâm, İslamiyet’i bildirmek için, uzak memleketlere dağıldılar. Bunun için, kitap yazmaya vakit bulamadılar. İki yüz seneden sonra gelen âlimler arasında, din bilgilerine kendi görüşlerini, zamanlarındaki fen bilgilerini ve eski filozofların sözlerini karıştıranlar oldu. Böylece, yetmiş iki bozuk, bidat fırkası meydana geldi. Bidat fırkalarının zuhur etmesinde Yahudilerin ve İngilizlerin çok tesiri oldu.
Hangi fırkadan olursa olsun, nefsine uyan ve kalbi bozuk olan Cehenneme gidecektir. Her mümin, nefsini tezkiye için, yani nefsin yaratılışındaki küfrü ve günahları temizlemek için, her zaman çokça Lâ ilâhe illallah ve kalbini tasfiye, yani nefisten ve şeytandan ve kötü arkadaşlardan ve zararlı bozuk kitaplardan gelmiş olan küfürden ve günahlardan kurtulmak için Estağfirullah okumalıdır. İslamiyet’in hükümlerine uyanın duaları muhakkak kabul olur. Namaz kılmayanın, avret yeri açık olanların ve bunlara bakanların ve haram yiyip içenlerin İslamiyet’in hükümlerine uymadığı anlaşılır. Bunların duası kabul olmaz.
Sual: Müslümanlar, iman bilgilerinde ve diğer dinî konularda şüpheye düşerse nasıl hareket etmelidir ve böyle bir duruma düşmemek için ne yapmalıdırlar?
Cevap: Dinimizin bildirdiği bir şeyde şüpheye düşen kimse, "Allahü teâlâ ve Onun Peygamberi, bu şey ile neyi bildirmek istemiş ise, öylece iman ettim, inandım" demelidir. Hemen, şüphesini giderecek bir din âlimi aramalıdır. İlmine ve dine bağlılığına güvenilir, zeki, ârif, haramlardan kaçınan, din bilgilerinin inceliklerini bilen, müşkilleri çözebilen bir zatı arar, bulur. Bundan aldığı cevap, şüphesini giderince, artık öylece iman eder. Böyle bir zâtı aramak farzdır. Tesadüfe bırakmayıp, hemen aramalıdır. Bulamazsa veya bulup da, şüpeden kurtulamazsa, "Allahü teâlânın ve Resulünün dilediği gibi inandım" demeli ve şüphesinin giderilmesi için, Allahü teâlâya dua etmeli, yalvarmalıdır. İşte, bunun için, her şehirde, müşkilleri çözebilen bir zâtın bulundurulması farz-ı kifâyedir. Felsefecilerin iftirâlarını, fen ve felsefe bilgileri ile karşılayabilen, fen adamı geçinenlerin itirazlarını, fennî metotlara dayanarak çözebilen, kâfirlerin yanlış sözlerini, dinlerindeki bozuk yerleri isbat ederek, reddedebilen, doğru yoldan ayrılmış olanların, fitne ve fesat ateşlerini söndürebilen, dünya tarihini iyi anlamış, matematik bilgisi kuvvetli ve İslam bilgilerinin derinliklerine ermiş bir din âlimi bulundurmak lazımdır. Vaktiyle İslam devletleri böyle âlim yetişdiriyordu. Böyle bir din âlimi bulunmazsa, İslamiyet, din cahillerinin elinde oyuncak olur. İstedikleri gibi din kitapları yazar, gençlerin dinsiz yetişmesine sebep olurlar. Bir memlekette, İslamiyetin yerleşmesi için, her şeyden önce, hakiki din âlimi yetiştirmek lazımdır. Din âlimi bulunmazsa, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını yaymaya çalışmalıdır. Bu kitaplar bulunmazsa, din cahilleri, din adamı şekline girip, kitap yazarak, konferanslar, dersler vererek milletin dinini, imanını çalarlar.
Hüseyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:
İlk tahsîlimi, baba yerim olan İstanbulda, Eyyûb sultânda, Reşâdiyye nümûne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Askerî lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur’ân-ı kerîm ve din dersleri kaldırıldı. Allahü teâlânın, sevgili Peygamberimizin ve islâm âlimlerinin ismleri söylenmez oldu. Hiçbir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları yüksek, olgun tanıyor, çok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddesâtıma saldıranları görünce, hayâl kırıklığına uğradım. Îmân ile küfr arasında bocaladım. Küçük aklımla düşünerek, müslimânlık olarak öğrendiğim bütün bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin fâideli, iyi, kıymetli olduğunu görüyor, bunları fedâ edemiyordum. Altı sene, bu iki te’sîr altında sarsıldım. Birkaç sene önce, berâber oruc tutduğumuz, nemâz kıldığımız arkadaşlarım, öğretmenlerin ve gazetelerin iftirâlarına aldanarak, ibâdetden vazgeçdiler. Yalnız kalmak, beni dahâ da üzdü. Acabâ haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. Düşüncelerimde, îmânda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağçeye çıkdım. Gökyüzü yıldızlarla dolu idi. Eyyûb sultânın, ya’nî Hâlid bin Zeydin türbesine karşı, Halîcin ışıklı dalgaları, sanki bana, üzülme, sen haklısın diyorlardı. Hıçkırarak ağladım. (Yâ Rabbî! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İslâm bilgilerini öğrenmek istiyorum. Beni, din düşmanlarına aldanmakdan koru!) diye yalvardım. Allahü teâlâ, bu ma’sûm ve hâlis düâmı kabûl buyurdu. Kerâmetler, hârikalar hazînesi, ilm deryâsı Abdülhakîm efendi, önce rü’yâda, sonra câmi’de karşıma çıkdı. Beni, cezb etdi. Eczâcı mektebinde talebe iken, Bâyezîd câmi’i şerîfinde va’zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh öğretdi. Çok kitâb okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arabî ve fârisî öğretdi. (Emâlî kasîdesi)ni, (Hâlid-i Bağdâdî dîvânı)nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar fâideli idi ki, çok def’a, sabâhdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri hâtırladığım ânlar, hayâtımın en zevkli dakîkaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar askerî tıbbiyye mektebinde müzâkereci iken, hem kimyâ yüksek mühendisliğine devâm etdim, hem de o islâm âliminin va’zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki küfr pislikleri temizlendi. İslâmiyyetin dünyâ ve âhıret se’âdeti için, biricik kaynak olduğunu anladım. Önceleri, büyük sandığım kimseleri, islâm âlimlerinin büyüklükleri yanında, çocuk gibi gördüm.